's avatar

They killed our child. Now police in Turkey attacks ordinary people who joined for 's funeral. Let everyone know about the PM Recep Tayyip Erdogan.

10 AM, Gare Du Nord

Henüz 25 yaşında, illüstratör, şair, müzisyen ya da sadece âşık bir adam, bir hayli âşık…

Onunla tesadüfümüz henüz yeni olsa da zarif sesi ve mutluluğunda bile göze çarpan o kırılgan hüzünle “Dear” dediğinde pek çoğumuzun beklemediği kadar gerçek,  beklemediği kadar içten bir müzisyenle karşılaştığımızı anladık.

Keaton’ı klasik bir folk müzisyeninden ayıran tüm bu naifliğin içinde gözden kaçması mümkün olmayacak kadar sert uçları da taşıması. O’na içimizi bu kadar çabuk açmamızın bir diğer nedeni de kayıt şirketlerinin tanıtımlar döndürmemesi, iTunes pre-order’larıyla dinleyiciyi boğmaması ya da bir albüm dinleme umuduyla aylarca süren teaser kovalamacasının yaratılmaması olmalı. Zira Keaton Henson bunların hiçbirini planlamadı, o sadece bir doğum günü hediyesi yaratmıştı. Kayıt şirketleri ya da müzisyenler tarafından bir pazarlama stratejisi olarak yaratılan hikâyelere aşina olan dinleyiciler bu genç adamın gerçekliğini ayırt etmekte pek zorlanmadı. Sonunda henüz 24 yaşında bir adamın Londra banliyölerindeki yatak odasında dolaşıyorduk ve yatak odasını pek de terk etmeyen bir adamdı karşımızdaki; onun özel alanındaydık ve her şey bir hayli saydamdı.

Keaton Henson 1988 Londra doğumlu illüstratör, şair ve müzisyen. Babası İngiliz aktör Nicky Henson ve annesi balerin, aktris Marguerite Porter olsa da o aslında okulda en arka sıralarda oturup defterinin köşelerine çizimler yapan, okul otobüsünde kulaklıklarından yayılan gürültülü müzik ile hoşnutsuzluk yaratan, “anlaşılamayan” tuhaf bir çocuktu. Lise bittikten sonra âşık oldu, aldatıldı, ruhu sıkıştı, kalbi bir hayli kırıldı ve eve kapandı. Bildiğimiz, tanıdığımız Keaton’un hikâyesi tam da bu anda başladı diyebiliriz. Zira Keaton dillendirmese de “Mutsuzluk üreticidir.” tipi insanlardan olduğu aşikâr. Evine kapandığı dönemde yüzlerce şarkı yazıp, illüstrasyonlar yaptı, t-shirt tasarladı birkaç grup için albüm kapağı hazırladı. Bu dönemde yarattıklarını internet üzerinden satan Keaton aslında hiçbir şarkısını herhangi bir sosyal paylaşım sitesine yüklemedi. Önceleri kendisi için şarkılar yaptı ancak onu bir müzisyen olarak tanımamızı sağlayan en yakın arkadaşı Sophie’nin doğum günü için bestelediği şarkılar oldu. Yatak odasında tek başına kaydettiği şarkılar Sophie’nin doğum günü partisinde mi çaldı bilinmiyor, bu şarkıları kimin paylaştığı da bilinmiyor. Bildiğimiz, müziği yayıldıkça birkaç şarkısını paylaşmaya karar veriyor ve Dear…’ı oluşturmaya başlıyor. 2010 yılının sonlarında ilk albümü Dear…‘ı tamamen el yapımı ve sınırlı sayıda olmak üzere satışa sunan Henson; hiçbir çaba sarf etmeksizin 4000’in üzerinde kopya sattı, “You Don’t Know How Lucky You Are” şarkısına yine kendi kendine çektiği video ise 55.000’in üzerinde görüntülendi.

Dear…  belki de yan dairede yaşayan sıradan, genç bir aşığın şefkatini, kırgınlığını, acısını, öfke ve acımasızlığını tüm yalınlığıyla aktaran bir albüm. Keaton’ın bu şarkıları hiçbir zaman yayımlamayacağını düşünmesi albümün içtenliğinin sorgulanmayacak kadar güçlü olmasını doğurmuş. Albümü dinlerken yazılmış ama asla sahibini bulamayacak binlerce mektubun sahiplerine postalanması gibi buruk bir tebessümle karşılaşıyoruz.

Dear…’ın bir anda duyulması BBC Radio 1’de “Bu çok çok uzun zamandır duyduğum müziğin en özel parçalarından biri.” diyerek Zane Lowe’ın You Don’t Know How Lucky You Are’ı dinleyicileri buluşturmasıyla oldu. Zane Lowe bu şarkıyı paylaşmamış olsaydı da her ayrıntısı planlanmış konsept albümlerin arasından sıyrılacak bir albümdü Dear… Ve Keaton Henson samimiyeti ile dinleyicilerini er ya da geç bulacaktı.

Dinleyicileri henüz Dear… gibi bir albümü bulmanın şaşkınlığı içindeyken sevgili müzisyenimiz bir daha âşık oldu ve ikinci albümü Birthdays’i bir yıldan kısa süre içinde tamamladı. 2013’ün en iyi albümlerinden birini yaratan Henson’ın bu defa kalbini kıran kadın tanıdığımız bir isim. Yine melankolik ancak Keaton’ın aksine biraz daha saldırgan olan bir Fransız müzisyen, aktris Stéphanie Sokolinski nam-ı diğer SOKO.

Devamı burada

Red Dust

2014 albümleri tüm hızıyla kucağımıza düşerken içlerinden biri ellerimizden tutup saf falsetto vokalli ya da onun deyimiyle piyanoda kuş seslerini duyabileceğimiz bir rüyanın içine çekti; İrlandalı söz yazarı ve müzisyen James Vincent McMorrow ikinci albümü Post Tropical’i yayımladı.

McMorrow ilk albümü Early in the Morning’in üzerinden 4 yıl geçtikten sonra ikinci stüdyo albümünü 10 Ocak’da yayımladı. If I Had a Boat, Follow You Down to the Red Oak Tree, And If My Heart Should Somehow Stop, Sparrow and the Wolf gibi birbirinden başarılı melankolik folk şarkılarına imza atan ve Steve Winwood’un Higher Love’ına yaptığı cover ile de yeteneğini perçinleyen yetenekli müzisyenin bir sonraki adımını merakla bekliyorduk; folk müziğin tatlı sularında dolaştığı kayığını çok katmanlı, orkestral R&B, dream pop ve elektronik müziği harmanladığı bir kıyıya doğru kırmış olduğunu gördük.

İlk albümün ardından radikal bir kararla tarzını değiştiren müzisyenler oldukça fazla. McMorrow da klasik folk öğelerini bir kenara bırakarak How to Dress Well, Keaton Henson, James Blake ve Bon Iver gibi çağdaşı olan isimler arasında yerini aldı. Albümün açılış şarkısı Cavalier’ı dinlediğimizde dört yıllık yolculuğun pürüzsüz bir biçimde tamamladığını görüyoruz.  Dinleyicilerine hem gözlerini kırpmadan bu James Vincent McMorrow diyebilecekleri hem de tamamen yeni bir müzik sunan müzisyen, albümü 2013 yılı içerisinde Meksika sınırındaki küçük bir çöl kasabası olan Torneo’da (Müzisyene göre albümü kaydetmek için bulunabilecek en gerçeküstü yer.)  kaydetmiş. İzole bir pekan çiftlik evinde kurulan stüdyoda yaratılan ve 10 şarkıdan oluşan Post Tropical’i yazan, besteleyen, seslendiren McMorrow albümün prodüktörlüğünü de kimseye bırakmamış. Müziğini farklı bir noktaya taşıma ve bir albümü tek başına oluşturma süreci ertesinde daha kendinden emin bir müzisyene dönüşmüş. Bu değişimin nedenini ise şöyle açıklamakta:

“İlk albümümden çok gurur duyuyorum ama asla ‘bir adam ve gitarı’ olmak istemedim. Canlı performanslarda şarkıları elinden geldiği kadar iyi bir biçimde söylerken bir anda bir folk müzisyeni oluyorsun. Ancak yeni albümün yapısı tamamen farklı. Bu albüm benim için mantıklı gelen bir albüm oldu.”

Devamı burada

Hopelandic 7. Program:


Şarkı Listesi:

Árstíðir – Shades

Sigur Rós – Brennisteinn

For a Minor Reflection – Impulse

Jónsi – Kolniður

Lockerbie – Snjóljón

Agent Fresco – Pianissimo

Ólafur Arnalds - This Place Was A Shelter

Björk - Sun In My Mouth

Amiina – Thoka

Jónsi & Alex – Indian Summer

Make You Feel You Feel My Love

Shara zaten usta olduğu ruh dağlama sanatında bu defa dağları tepeleri aştığı Bob Dylan cover’ı ile gecenin döngüsüne adını yazdırdı. 

İyi güzel de Shara nefes alamıyoruz?

Hopelandic 5. Program Kaydı:

Şarkı Listesi:

Ólafur Arnalds – 0952
Guðrún Gunnarsdóttir – Umvafin englum
Johann Kristinsson – No Need to Hesitate
Ane Brun & Linnea Olsson – Halo
Benni Hemm Hemm – Retaliate
Dikta – Goodbye
Snorri Helgason – River
Sin Fang – Look At The Light
Kiriyama Family – Weekends
Ásgeir – King And Cross
Validmar – Sýn
Sometime – Heart of Spades

The Man From Paphlagonia

TSU!

TSU!, bizim buralardan ve ana akımın uzağında naif akustik gitar kompozisyonları ile dinleyiciye birkaç mevsimi birden yaşatan bir James Hakan Dedeoğlu projesi. Tsu ismi ise Japonca yazmak için kullanılan Katakana alfabesinden bir hece, “Shi” gibi gülümseyen yüze benzeyen bu heceyi sosyal paylaşım sitelerinde sıklıkla görebilirsiniz.

İstanbul’un bağımsız müzik sahnesi için oldukça tanıdık bir isim olan Dedeoğlu’nun solo projesi TSU! 2011’de hayat bulmuş. Akustik gitarın folk tınıları ile harmanlandığı, zaman zaman ortam sesleri ile birleşen müzik, içinde sıkıştığımız bu plastik zamanlarda akıp giden usul bir nehir gibi dinleyicinin içinde plastikleşen, çürüyen ne varsa alıp götürüyor geriye sakin ve henüz dokunulmamış kıyılar bırakıyor.  Günümüzün paket üretimleri, benzer altyapılar üzerine kaydedilen tekdüze şarkıları içinde TSU! sığınak, bir kaçış noktası, birkaç uzun ve derin nefes…

Devamı burada.

Metronomy, Mart 2014’de yayımlanacak yeni albümü Love Letters'ın ilk single'ı I'm Aquarius'a Édouard Salier direktörlüğünde bir video çekti.

Bilimkurgu severlere duyrulur.

Aslında başlık yazmıştık ama çok oryantalist olunca hipsterlar yedi.

Yıl sonu geldi cümbür cemaat 2013’ün en iyi albümleri listelerine koşarken Yalkı’yla ayağımız takıldı kendimizi bir anda yerde bulduk. Düşmüşken hemen kalkmak olmaz dedik biraz güldük, biraz düşündük, biraz yuvarlandık… Sonra hipsterlar geldi.

Alt-j: Reklam ve sinema sektöründe istihdam olmuş, Avrupa görmüş bir grup alternatif hipster, genellikle Karabatak’ta takılıyorlar ve %68’i kapağı yurt dışına atmayı planlıyor.

Mabel Matiz: Üniversite yıllarında kırmızı saçlarıyla Bronx, Pendor gibi mekanlara takılırken şu anda Cezayir sokakta tek taşımı kendim aldım diye dolaşan sarhoş kızlar.

Mazzy Star: ”Kahve, yağmur, müzik…” iletilerinden tanıdığımız bu kitle yalnız ve en az üç kediyle modadaki stüdyo dairelerinde boy gösteriyor. Pilates topları var ama kedi oynuyor.

Kanye West: Salon’da caz konserine gidip ardından Machine’de lsd çakan ama eve gidince annesinin yaptığı tarhana çorbasını içen üniverisite son sınıf öğrencisi. (7. Seneye şimdiden uzamış)

Yüzyüzeyken Konuşuruz: Kitapların sadece bir cümlesini netleyerek, kitabı bir cümlede toplamayı başarmış tumblr sakinleri. (%99.9 herhangi bir kitabı bitirmiş değil + Pucca Dahil)

Sigur Rós: Kışın depresyon hırkası, yazın depresyon tişörtü ile dolaşan, sakalları ile 3 bebeğe içlik çıkacak art direktör.

Arcade Fire: Hofff. Arcade Fire adlı virüse yakalanmış olan bu arkadaşları “Kiki, Karga, Babylon” gibi mekanlar ağırlıyor. TR’de spotify’ı en önce keşfettiklerinden şüphe duyuyoruz.

Strokes: Kendini İngiliz sanan ama tam bir Amerikan aşığı, Yeditepe Güzel Sanatlar öğrencisi.

Vampire Weekend: Aztek desenli hırkaları, tişört ve çantalarıyla her daim uyumlu eski görlfirend. (Hala bebişim diyor) 

Miley Cyrus+One Direction+Justin Bieber: ALLAHINI SEVEN ODUNLA GELSİN

Pixies: Tüketime karşı olup en havalı motoru almaya çalışan 40 yaş üstü beyaz Türkler. (Dolaplarında hala kırmızı gerçek deri montları var)

The Away Days: Grup SXSW 2013’de boy gösterdiğinden bu yana instagramdaki kar fotolarına #summer2012 tagi yapıştıran (anadolu lisesi ingilizcesi de bi yere kadar) hipster olcam diye Obey şapkası giyen kızlar. Moda sahilde bakmazmış gibi çek folks diye takılırken görebilme ihtimaliniz yüksek. (Ayrıca Peyote’nin üst katına kaçak bira sokmaya çalışırken yakalandıkları oluyor.)

Happy 2014 folkz!

In the Androgynous Dark

Brambles

Benim için bu yılın en güzel keşiflerinden biri Brambles oldu. Her başım ağrıdığında, her huzursuz hissettiğimde koşarak Charcoal’a sarıldım. Brambles, İngiliz müzisyen Mark Dawson'ın solo projesi ve tek başına birkaç evren birden vaat ediyor. Canımın içi iamanalien'ın bunu seversin sen diyerek posta kutuma bıraktığı albümü sevmekle yetinmeyip aşık oldum. 2012'de yayımlanan albüm hiçbir zaman 2012'nin en iyi albümleri listesine girmedi, 2013'de de beklenen olmadı elbette ama bunlar zaten önemsediğimiz şeyler değil, Mark Dawson a dese dinleyecek vaziyete geldik biz. 

Brambles nedir, nasıl oluşmuştur, bu kadar harika bir albüm nasıl ortaya çıkar gibi sorularınız varsa şöyle alalım:

Bir Rüya Koleksiyoncusu: Brambes

Yok ben böyle iyiyim albümü dinleyeceğim derseniz:

The News About Williams

Calexico - The News About Williams

Müzik dünyasının basmakalıp şarkıları, twerk ve autotune arasında bunaldığım bir anda aklıma Calexico geldi yeniden. Canlı performanslarında bile autotune kullanan “sanatçılar”, her klibinde toplumun güzellik kriterlerine uygun beş on kadını arkasına alıp saçma sapan ve izlemeye katlanamadığım bir dans sergileyen “müzisyenler” ile dolu bu bir dünyada Calexico tırnak işareti olmadan sevdiğim ve dinlendiğim bir grup. Ayrıca bir zaman makinesi olsa da şu konsere gidebilsek:

Lioness

….Kenarında duramadın sonra kuyuda seni çeken bir şeyler vardı. 

alt-J - Dissolve Me (Ben Lovett Remix)

Bu yılın en iyi remixi seçtim, çünkü kapatamıyorum.

Ayrıca Rdio remix için şöyle bir video hazırlamış ve enfes!

Hopelandic II

Hopelandic 9 Aralık Pazartesi

Şarkı Listesi:

Sigur Rós – Bíum Bíum Bambaló

Björk – Vökuró

Raghneiður Gröndal – Sofðu unga ástin mín

Ellen Kristjándsóttir – Heyr Himnasmiður

Hjaltalín – At the Amalfi

Valgeir Sigurðsson – The Crumbling

Hildur Guðnadóttir – Floods

Ólafur Arnalds – Loftiа Verаur Skyndilega Kalt

Jóhann Jóhannsson – Jói & Karen

Björk – Vísur Vatnsenda-Rósu

lovely Björk